google-site-verification=A87PosubcSTDO2a9r_X0e-JxuYINZDky1x0_DXmsMCc AK Parti Erimeye Devam Ederken Özgür Özel Hala Somut Çözümler Ortaya Koyamıyor! - haberbil.net
Bilal Demir

AK Parti Erimeye Devam Ederken Özgür Özel Hala Somut Çözümler Ortaya Koyamıyor!

Dün tekrarlanan birkaç küçük Belediye Başkanlığı seçimiydi ki en önemli yer Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesiydi. 31 Mart’ta CHP MHP’yi kıl payı geçip kazanması sonrası başta Milliyetçi Hareket Partisi milletvekili Baki Ersoy olmak üzere MHP’liler İlçe Seçim Kurulunu basıp hakimi tehdit etmişlerdi. Yüksek Seçim Kurulu, yapılan siyasi baskılar sonucu seçimin tekrar edilmesi talebine olur verdi ve bu sebeple pınarbaşılılar dün tekrar sandığa gittiler. Kampanya sürecinde MHP’li milletvekilleri ile beraber iktidar bakanları da sahadaydı ve ev ev dolaşıp vaatlerde bulundular. Lakin seçimi yine Cumhuriyet Halk Partisi kazandı. Fark ise önceki seçimde birkaç iken dünkü seçimde 284’e çıktı.

Kayseri Pınarbaşı Milliyetçi Hareket Partisi için önemli, zira Alparslan Türkeş’in memleketi. Öyleyken ve iktidar avantajına rağmen MHP-AKP bloğu ikinci kere kaybetti. Bu tablo sadece AKP için değil, Milliyetçi Hareket Partisi’nin kale olarak gördüğü merkezlerin yani orta Anadolu’nun bile onlar adına göçtüğünü işareti göstergesi.

Aslında Mahalli seçimlerde küçük yerlerde iktidar partilileri şanslı olur, zira kişisel beklentiler söz konusu. Öyleyken nüfusun biraz fazla olduğu yerlerde AKP-MHP bloğu kaybetmeye devam ediyor. Ardaki erozyon o kadar fazla ki Rize’de bile Tayyip Erdoğan’a karşı tepkiler var. Yöre halkının çay sezonu ortasında dün Cumhuriyet Halk Partisi mitingine koşup Tayyip Erdoğan’ı protesto etmesi önemlidir. Rize, hemşehri liderlere tutkun olan bir il. AKP öncesinde yine Rize kökenli olan Mesut Yılmaz’ın Partisi Anavatan, 20 yıla yakın hep birinci olmuştu. Realite bu iken, AKP son seçimde Rize’den milletvekili kaybedip Ardeşen gibi büyük ilçelerin tamamını da Cumhuriyet Halk Partisi’ne kaptırdı.

Özetle; iktidardaki kan kaybı devam ediyor. Hadise artık muhalefetin iktidardaki bu kaybı sonrası yeni bir siyasi seçenek yaratıp sunmasıdır. Asal Araştırma Şirketi bu bağlamda ilginç bir çalışma yaptı. 24-28 Mayıs 2024 tarihleri arasında 26 büyük ilde 18 yaş ve üzeri 2.000 kişiyle anket yapıp vatandaşlara “Sizce Türkiye’nin en önemli sorunu ne?” sorusunu yöneltti.

Buna göre ekonomi ve hayat pahalılığı diyenlerin oranı %65.3, sığınmacılar diyenlerin oranı %6, adalet diyenlerin oranı %4.7, işsizlik diyenler %4.3, eğitim diyenler %4, güvenlik diyenler %3.6, deprem diyenler %1.2, Kürt sorunu diyenler %1’dir. “Sorunu kim çözer?” sorusunun cevapları da şöyle: “Hiçbiri çözemez” diyenler %30.9, AKP çözer diyenler %22.4, Cumhuriyet Halk Partisi çözer diyenlerin oranı %2.8, Milliyetçi Hareket Partisi çözer diyenler %4, Deva Partisi çözer diyenler %2.9, Yeniden Refah Partisi çözer diyenler %2.5, Zafer Partisi diyenler %2.1, İyi Parti diyenler %1.9, keza İşçi Partisi diyen de %6, diğer diyenlerin oranı ise %1.2, cevap yok diyenler ise %10.7.

Bu araştırmalardan da anlaşılacağı gibi, AKP’ye tepki var. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi hala çözüm adresi olarak görülmüyor. Mahalli seçimde aldığı oylara daha ziyade Tayyip Erdoğan’la Devlet Bahçeli’ye olan tepkilerin yansımasıdır. Basit anlatımla AKP düşüyor, AKP kaybediyor. Lakin Cumhuriyet Halk Partisi de yükselemiyor ki aktardım. Bu araştırma sonuçlarıyla ortada. Peki sebep ne derseniz, Özgür Özel’in CHP’nin topluma hala güven verememesi.

Bir, demek ki Tayyip Erdoğan’ın ayağına gidip yumuşama ve normalleşme diyerek oy artırılamaz. Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi ve Özgür Özel’in yükselmesi için yeni paradigmalar, yeni siyasetler, yeni programlar ortaya konması lazım. Üretim tekniklerinden eğitime, yargıdan sağlığa her alanda somut çözümler ortaya konması lazım. Bunun için adeta yeni bir aydınlanma seferberliği ilan edilip konferanslar, şuralar, kongreler, sempozyumlar yapılmalı, politikalar belirlenmelidir.

Cumhuriyet Halk Partisi bunları yapacağına, kasaba ve işporta siyaseti anlayışıyla Tayyip Erdoğan’la Devlet Bahçeli ile gizli sır görüşmeler yapıyor. E öyle yaparsan ankette görüldüğü gibi halkın %31’i Cumhuriyet Halk Partisi sorunları çözemez der. Bundan dolayı yıllar yılı Türkiye’nin sorunu sadece Tayyip Erdoğan değil, ona ve siyasilerine karşı alternatif bir siyaset konamam diyorum. İlave ten Cumhuriyet Halk Partisi’nde 70 küsür yıllık kronik bir kompleks, hatta hastalık var ki bu 1946 seçimleri sonrası başladı. Maalesef Cumhuriyet devrimlerinden utanma söz konusu.

Düşünün, Köy Enstitüleri gibi Türkiye’yi uçuracak büyük bir projeden bu sebeple vazgeçildi. Dincilere ve İslamcı cemaatlere tavizler bu sebeple verildi. Özetle laiklikten, millilikten bu sebeple ödünler verildi. Bu şekilde zannettiler ki bunları yaparsak oylar Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve AKP’ye değil, Cumhuriyet Halk Partisi’ne gelecek. Öyle olmadı. Zira bir şeyin aslı varken kopyasına itibar olmaz.

İlaveten bu çark ediş, Cumhuriyet Halk Partisi’nin kendini inkar etmesi olarak görüldü ve 1977 seçimleri hariç 75 yılda bir kere olsun CHP birinci parti olamadı. Oysa Cumhuriyet Halk Partisi, dincilere cici görünme yerine gerçek misyonunda ısrarlı olsa, halka siyasal İslam’la aydınlanmayı anlatsa hem Türkiye hem kendisi kazanacaktı. Bülent Ecevit’ten Deniz Baykal’a, Kemal Kılıçdaroğlu’dan Özgür Özel’e CHP liderlerinin tamamı Atatürk’ün tersine değişim yerine statikçiliği seçtiler. Bu tavırlarıyla da Cumhuriyet ilkelerini savunmak rüküş bir azınlıkla rejimin zinde kuvvetlerine kaldı ve de Atatürkçülük halk nezdinde yükselemedi. İktidar olamadı CHP.

Onlarca yıl laik cumhuriyeti savunmak yerine ondan kaçınmayı esas aldı ve bu şekilde hep kaybetti. Son olarak gördük, yaşadık. İşte Kemal Kılıçdaroğlu helalleşme diye ortaya çıkıp CHP’nin geçmişini gayrimeşru ve hatta zalim ilan etti. Evet, Cumhuriyet Halk Partisi’ni uzun zaman Atatürk Dersim’de soykırım yaptı diyen anlayışlar yönetti. Öyle olunca da AKP’nin büyük yıkımlarına rağmen CHP millet nezdinde alternatif olamadı. 31 Mart’taki yükseliş ise AKP zulmünün dayanılmaz isyanı ve Ekrem İmamoğlu’yla Mansur Yavaş olgusundan.

Tablo buyken, maalesef bu temel analizi bile yapamayan ikinci sınıf kafalar bugün Cumhuriyet Halk Partisi’ni yönetmeye devam ediyor. Hayır, öyle değilse Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle devlet yıkılmış iken, Özgür Özel devleti yıkanların yanına gidip normalleşme gibi saçmalıkların içinde nasıl olabilir?

Değerli okurlarım, dün yaşanan ilginç bir gelişmede AKP milletvekili Fatih Süleyman Deniz Ongun’un şu açıklamasıdır: “İstanbul Çamlıca’daki bir inşaat firmasından bir değil, iki villayı hem de hiç para ödemeden gasp eden, tapusunu üzerine geçiren çok önemli bir makamı işgal eden siyasi aktör kim? Cumhurbaşkanına ve AKP genel merkezine ihbarda bulunuyorum. Evet, sıradan biri değil, AKP’de milletvekilliği yapmış biri söylüyor bunu.” Peki bu iş nereye varır, nereye gider, sonuç ne olur derseniz? Hiçbir şey olmayacak. Çünkü AKP böyle bir parti. Orada kol kırılıyor, yen içinde kalıyor.

2002’de güya yolsuzluğu bitireceğiz diyerek iktidar oldu. Ancak 22 yıldır yolsuzluktan hapse giren tek bir AKP’li yoktur. Tam tersine, bütün dünya biliyor, AKP dönemi soygun yıllarıdır ki bunu uluslararası veriler de doğruluyor. Son 20 yılda yolsuzlukta 36 basamak geriledik. Buna şaşırmamak lazım. Çünkü iktidarın içindeki pek çok unsura göre Darül harp, yani laik devleti soymak ibadet olarak görülüyor. Tuhaf bir gelişme de Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen haber sonrası gösterilen tepkidir. New York’taki Filistin’e destek gösterisini takip eden Anadolu Ajansı muhabiri Fatih Akkaş, polis tarafından tartaklanıyor. Basın özgürlüğü demokrasinin bel kemiğidir.

Adaletsizliğe ve haksızlığa karşı mücadele veren bütün gazetecilerin yanında olmaya devam edeceğiz. Değerli okurlarım, bunu söyleyen kim bakar mısınız? Bu arada peşinen söyleyeyim, Amerikan polisini ben de buradan elbette lanetliyorum. Ancak aynı şekilde Türk gazetecilerine saldıran, zulmeden AKP iktidarının kolluk kuvvetleriyle bazı yargı mensuplarını da kınıyorum. Oysa Fahrettin Altun ile temsil ettiği zihniyet bunu hiç yapmadılar. Tersine özendirdiler. Basını susturmak için özel yasalar çıkardılar, özel yargılamalar yaptırdılar.

Amerika’daki polis müdahalesine kıyamet koparan Fahrettin Altun tek bir kelime etmedi. Bırakın onu, hiç kimse bir şey söylemedi ki benim yaşadığım sıradan bir olay. İşte görüyor, yaşıyoruz. Haber ve yorum yaptı diye gazeteciler hala birbiri ardına hapse atılıyorlar. Türkiye an itibarıyla dünyada en çok gazetecinin hapiste olduğu ülkeler başında. Öyleyken, Cumhurbaşkanlığı İletişim Dairesi, Amerika’daki polis müdahalesine demokrasi ve fikir özgürlüğü diyerek karşı çıkması ise trajedidir.

Son bir haber daha, malum FETÖ’nün Pensilvanya’daki çiftliği boşaltıldı ve Amerikalı güvenlik görevlileri oradan ayrıldı. Söz konusu çiftliğin görüntülerini çeken bir gazeteci de dün Fethullahçılar tarafından darp edildi ki biz onu da lanetliyoruz. Çiftliğin boşaltılma sebebiyle alakalı spekülasyonlar, Fethullah’ın çok ağır hasta ya da ölmesi şeklinde. Birkaç güne kalmaz öldüğüne dair açıklama yapılacak deniliyor. Belli ki Fethullah Gülen sonrasına bir plan uygulama safhasında.

Kuşkusuz, CIA önder olarak bir ismi belirleyecek ve onun etrafında toplanılması organize edecek. Fakat o yapıdan artık hiçbir şey olmaz. Lütfen videomu paylaşın ve beğenin. Bunu size maddi manevi zerre bir külfet getirmiyor.

Başa dön tuşu