google-site-verification=A87PosubcSTDO2a9r_X0e-JxuYINZDky1x0_DXmsMCc Ankara'da Üç Emniyet Müdürünün Açığa Alınması: Devlet İçindeki Tarikat ve Cemaat Gruplarına Yönelik Operasyonlar - haberbil.net
Gündem

Ankara’da Üç Emniyet Müdürünün Açığa Alınması: Devlet İçindeki Tarikat ve Cemaat Gruplarına Yönelik Operasyonlar

Ankara'da üç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla başlayan soruşturmalarda tarikat ve cemaat gruplarına yönelik operasyonlar devam ediyor. 17-25 Aralık sürecini anımsatan bu operasyonların detaylarını ve devlet içindeki yapıları inceliyoruz.

Ankara’da üç emniyet müdürünün açığa alınması, polis ve yargı içinde başlayan devlet içi operasyonların devam ettiğini gösteriyor. Bu operasyonlar, 17-25 Aralık sürecini çağrıştıran bir yoğunlukla tarikat ve cemaat gruplarını hedef alıyor. Özellikle Nurcular üzerinde yoğunlaşan bu soruşturmalar, devletin içindeki güç dengelerini yeniden gözler önüne seriyor.

Devlet İçindeki Tarikat ve Cemaat Yapılanmaları

Son dönemde FETÖ’den ihraç edilen 110.000 devlet çalışanının çok daha ötesinde bir kadrolaşma yaşanıyor. AKP, bir kapıdan Fethullahçıları kovarken, diğer kapıdan Nurcuları ve Nakşibendileri devlete doldurdu. Bu durum, dini grupların devlet içinde güç kazanmasına ve birbiri ardına baş kaldırmasına yol açıyor. Dincilerin varlık sebebi, günü geldiğinde devlete isyan etmektir ve bu, sadece emniyet teşkilatında değil, yargı dahil tüm bürokraside geçerlidir.

Milli Güvenlik Sorunu

AKP’nin devleti bu şekilde yönetmesi, Türkiye için milli güvenlik sorunu haline geliyor. Medyaya yansıyan olaylarda, Milli İstihbarat Teşkilatı, 300.000 dolar rüşvet alan bir emniyet müdürüne suçüstü yaptı. Ancak, bu kişi rüşveti kendisi için değil, Menzil cemaati için aldığını söyledi. Bu durum, yolsuzluğun dini bir kılıf altında gizlenmesini ve suçların cezasız kalmasını sağlıyor. Hatırlanacağı üzere, Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde bulunan milyonlarca dolar, İmam Hatip Okulu yaptırmak için saklandığı iddiasıyla beraat ettirilmişti.

Emniyet ve Yargıdaki Çürümüşlük

Ayhan Bora Kaplan ve Sinan Ateş olaylarında yaşananlar, devletteki çürümeyi net olarak ortaya koyuyor. FETÖ’nün açıkça yok edilmesinin ardından, benzer yapılar devlette etkinlik kazandı. Özellikle emniyet ve yargıda beş ayrı tarikat ve cemaat grubunun hükümranlığı bulunuyor. Yüzlerce, binlerce mensubu kilit mevkilerde yer alıyor. İktidarın bu gruplara bakışı ise, kendilerine biat etmeleriyle doğru orantılıdır. Saraya kim hizmet ederse, devlet için tehdit olsa bile dokunulmuyor.

İktidarın Dini Gruplarla İlişkisi

Dün FETÖ’yü hain ilan etmeleri, iktidarların bu grupları engel olarak görmelerinden kaynaklanıyordu. 17 Aralık operasyonu sonrası, Fethullah Gülen’le arabuluculuk yapmak üzere Fehmi Koru’nun gönderilmesi, bu ilişkinin açık bir örneğidir. Fethullahçılar, Tayyip Erdoğan iktidarına karşı çıkmasaydı, Erdoğan onlarla yürümeye devam edecekti. Bugünkü tarikat ve cemaat grupları için de durum aynı; Erdoğan’a teslim olanlar tehdit sayılmıyor, olmayanlar ise hain ilan ediliyor.

Sonuç

Ankara’da üç emniyet müdürünün açığa alınmasıyla başlayan devlet içi operasyonlar, tarikat ve cemaat gruplarının devlet içindeki gücünü ve bu grupların nasıl bir tehdit oluşturduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu süreçte, devletin içindeki dini yapılanmaların nasıl işlediği ve iktidarın bu gruplarla olan ilişkisi daha net bir şekilde anlaşıldı. Türkiye’nin geleceği açısından, devletin bu tür yapıların etkisinden kurtulması ve daha şeffaf, adil bir yönetim anlayışını benimsemesi büyük önem taşıyor.

Başa dön tuşu