Genel

Ayhan Barut’tan Çarpıcı İddialar: AKP’nin Kentsel Dönüşüm Politikaları ve Rant Vurgusu

Adana Milletvekili Ayhan Barut, AKP'nin kentsel dönüşüm ve yapılaşma politikalarını eleştiriyor. Deprem ülkesi Türkiye'de güvenli kentler yaratma zorunluluğu ve son depremler sonrası yaşananlar ışığında yapılan açıklamaları detaylıca inceliyoruz.

Türkiye, sık sık yaşanan depremlerle anımsatılan ciddi bir jeolojik gerçeğin gölgesinde yaşamını sürdürmektedir. Bu durum, devletin ve yönetimlerin, vatandaşlarını koruma görevini çok daha önemli hale getirmekte, kentleşme ve yapılaşma politikalarını da doğrudan etkilemektedir. Ancak Adana Milletvekili Ayhan Barut’un son açıklamalarına göre, AKP hükümetinin bu konuda izlediği politikalar, eleştirilerin odağında yer alıyor.

Barut, hükümetin çarpık yapılaşma ve plansız kentleşmeye karşı somut adımlar atmadığını, aksine son depremler sonrasında ortaya çıkan afet ve risk durumlarını fırsata çevirerek ülke topraklarını ranta açtığını iddia ediyor.

Kentsel Dönüşümde Rant Odaklı Politikalar

Türkiye’de kentsel dönüşüm, teorik olarak deprem riski altındaki alanların modernize edilmesi ve güvenli hale getirilmesi amacını taşırken, Ayhan Barut’a göre bu süreç, hükümet tarafından farklı bir amaçla kullanılmaktadır. Milletvekili, AKP’nin kentsel dönüşüm projelerinde özellikle rantın yüksek olduğu yerlere ve kamuya ait alanlara öncelik verdiğini, bu durumun ise kentleşme ve yapı üretiminde bilimsel ve sosyal yaklaşımların önüne geçtiğini belirtiyor. Barut, bu politikanın, kentsel dönüşümün asıl amacından saparak, adil olmayan bir kentleşme sürecine yol açtığını savunuyor.

Çarpık Kentleşme ve Plansız Gelişim

Türkiye’nin kentleşme süreci, uzun yıllardır eleştiri konusu olmuştur. Ayhan Barut, AKP iktidarını bu süreçte ciddi hatalar yapmakla suçluyor. Özellikle çarpık yapılaşma ve plansız şehirleşme, ülkenin birçok bölgesindeki en önemli sorunlardan biri haline gelmiş durumda. Barut’a göre, hükümet bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmakta yetersiz kalmış, adeta bu sorunları görmezden gelmiştir. Ayrıca, son depremlerden sonra “rezerv alan” adı altında yapılan uygulamalarla, bu alanlar sınırsız bir şekilde ranta açılmış, yeterli denetim ve planlama yapılmadan ilerlenmiştir.

Bilimsel ve Sosyal Yaklaşımların Önemi

Milletvekili Barut, yapı ve kentleşme politikalarında bilimsel ve sosyal yaklaşımların benimsenmesinin önemini vurguluyor. Bu yaklaşımlar, deprem gibi doğal afetlere karşı daha dirençli yapılar üretmek ve toplumun tüm kesimlerinin yaşam kalitesini artırmak için şarttır. Barut, kentsel dönüşüm ve yapılaşma süreçlerinde bilimsel verilerin ve sosyal ihtiyaçların göz önünde bulundurulmasının, adil ve sürdürülebilir kentleşmenin temelini oluşturduğunu ifade ediyor.

Barut: ”Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğinden hareketle, iktidarın anayasal görevlerinden biri de sağlıklı, güvenli ve yaşanabilir kentler kurabilmektir. Ülkemizde yaşanabilir çevre oluşturabilmek için sağlıklı yapı üretiminin zorunluluğu ortadadır. AKP iktidarı ülkemizde çarpık yapılaşmaya, plansız kentleşmeye karşı hiçbir somut adım atmazken son depremler sonrasında afet ve risk maskesiyle “rezerv alan” gibi kabul edilemez uygulamalara girişmiştir, ülke topraklarını hiçbir kurala ve koşula bağlı olmaksızın ranta açmanın derdine düşmüştür. Öyle ki iktidar, bugüne dek kentsel dönüşüm uygulamalarında rantın yüksek olduğu yerlere ya da kamuya ait alanlara öncelik veriyor. Rant anlayışını kınıyor; planlama, imar, kentleşme, yapı ve afet alanlarında bilimsel, sosyal, bütünlükçü bir yaklaşımı getiren…”

Sonuç Olarak

Adana Milletvekili Ayhan Barut’un iddiaları, Türkiye’nin kentleşme ve yapılaşma politikaları üzerinde ciddi soru işaretleri uyandırmaktadır. AKP’nin yönetim anlayışının, çarpık yapılaşmayı ve plansız kentleşmeyi teşvik ettiği ve bu süreçlerde bilimsel ile sosyal yaklaşımları ihmal ettiği eleştirileri, toplumun geniş kesimleri tarafından dikkatle takip edilmektedir. Bu durum, hem mevcut hükümetin politikalarına yönelik genel bir memnuniyetsizliği hem de deprem riski altındaki bir ülkede güvenli ve yaşanabilir kentler oluşturma ihtiyacını gözler önüne sermektedir. Türkiye’nin kentsel dönüşüm ve yapılaşma politikalarının geleceği, bu tür eleştirilerle şekillenmeye devam edecektir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu