google-site-verification=A87PosubcSTDO2a9r_X0e-JxuYINZDky1x0_DXmsMCc Erdoğan’ın AB ile Yolları Ayırma Sözünün Perde Arkası - haberbil.net
Gündem

Erdoğan’ın AB ile Yolları Ayırma Sözünün Perde Arkası

Erdoğan’ın Avrupa Birliği ile yolları ayırabileceğini söylemesinin ardındaki gerçekler nelerdir? Göçmen bekçiliği, NATO üyeliği ve eğitim yükü gibi konuları ele alan bir haber makalesi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği’nin (AB) Türkiye’nin üyeliği gündemlerinde olmadığını söylemesinin ardından, New York’a Birleşmiş Milletler (BM) toplantısına giderken “AB ile yolları ayırabiliriz” dedi. Peki, Erdoğan’ın bu sözleri ne anlama geliyor? Türkiye’nin AB ile ilişkileri hangi noktada? Erdoğan’ın AB’ye karşı gösterdiği tavır, Türkiye’nin çıkarlarına uygun mu?

AB Üyeliği Gündemde Yok

Erdoğan’ın AB ile yolları ayırma sözü, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 15 Eylül’de yaptığı “AB’nin Durumu” konuşmasına bir tepki olarak geldi. Von der Leyen, konuşmasında Türkiye ile ilişkilerden bahsederken, “Türkiye’nin üyeliği gündemimizde yok” dedi. Bu sözler, Türkiye’nin 1963’ten beri devam eden AB üyelik sürecinin fiilen sona erdiğini gösteriyor.

Erdoğan ise, bu sözlere sert bir şekilde karşılık verdi. New York’a BM toplantısına giderken gazetecilere yaptığı açıklamada, “AB ile yollarımızı ayırabiliriz” dedi. Erdoğan, AB’nin Türkiye’ye karşı ikiyüzlü davrandığını, Türkiye’nin üyelik müzakerelerini engellediğini ve Türkiye’ye karşı haksız yaptırımlar uyguladığını iddia etti.

Erdoğan’ın bu sözleri, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini tamamen koparmak istediği anlamına gelmiyor. Erdoğan, daha önce de benzer sözler sarf etmiş, ancak sonrasında AB ile diyalog kurmaya devam etmişti. Erdoğan’ın amacı, AB’yi baskı altına almak ve Türkiye’nin çıkarlarını savunmak olarak görülebilir.

Ancak Erdoğan’ın bu tavrının, Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Zira Türkiye’nin AB ile ilişkileri sadece siyasi değil, aynı zamanda ekonomik, ticari, kültürel ve insani boyutları da olan çok yönlü bir ilişkidir. Türkiye’nin AB ile yollarını ayırması, Türkiye’ye büyük zararlar verebilir.

Göçmen Bekçiliği

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin en önemli boyutlarından biri de göçmen meselesidir. Türkiye, Suriye başta olmak üzere Ortadoğu ve Afrika’daki savaş ve krizler nedeniyle milyonlarca göçmen ve sığınmacıya ev sahipliği yapıyor. Bu durum hem Türkiye’nin hem de AB’nin güvenlik ve istikrarını tehdit ediyor.

Türkiye ve AB arasında 2016 yılında imzalanan göçmen anlaşması, bu soruna bir çözüm getirmeyi amaçlıyordu. Anlaşmaya göre, Türkiye, AB’ye yönelik göçmen akınını durdurmak için sınırlarını kontrol altında tutacak, AB ise Türkiye’ye mali yardım sağlayacak, vize serbestisi ve gümrük birliği güncellemesi gibi konularda ilerleme kaydedecekti.

Ancak anlaşma, pratikte tam olarak uygulanmadı. Türkiye, AB’ye yönelik göçmen akınını büyük ölçüde durdurdu, ancak AB, Türkiye’ye verdiği sözleri yerine getirmedi. AB, Türkiye’ye 6 milyar avroluk mali yardımın sadece bir kısmını aktardı, vize serbestisi ve gümrük birliği güncellemesi gibi konularda ise hiçbir adım atmadı.

Erdoğan, bu durumdan şikayetçi oldu ve defalarca AB’yi tehdit etti. Erdoğan, Türkiye’nin göçmen bekçiliğine devam etmesinin karşılığını alamadığını söyledi ve AB’ye göçmen kapılarını açabileceğini ima etti. Erdoğan, bu şekilde AB’yi baskı altına almayı ve Türkiye’nin taleplerini kabul ettirmeyi hedefledi.

Ancak Erdoğan’ın bu tavrının da Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Zira Türkiye’nin göçmen bekçiliği yapması, sadece AB’nin değil, aynı zamanda Türkiye’nin de huzur ve güvenliğini sağlıyor. Türkiye’nin göçmen kapılarını açması, hem Türkiye’nin hem de AB’nin karşı karşıya kalacağı kaos ve krizleri artırabilir.

NATO Üyeliği

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin bir diğer önemli boyutu da NATO üyeliğidir. Türkiye, 1952 yılından beri NATO üyesidir ve NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahiptir. Türkiye, NATO çerçevesinde hem kendi güvenliğini hem de müttefiklerinin güvenliğini sağlamaya katkıda bulunuyor.

Ancak son yıllarda Türkiye’nin NATO ile ilişkileri de gerginleşti. Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alması, NATO ile uyumlu olmayan bir adım olarak görüldü ve ABD tarafından yaptırım uygulanmasına neden oldu. Ayrıca Türkiye’nin Suriye, Libya ve Doğu Akdeniz’deki politikaları da NATO müttefikleriyle çatışmaya yol açtı.

Erdoğan ise, bu duruma tepki gösterdi ve NATO’yu eleştirdi. Erdoğan, NATO’nun Türkiye’ye karşı adil davranmadığını, Türkiye’nin güvenlik kaygılarını görmezden geldiğini ve Türkiye’yi yalnız bıraktığını iddia etti. Erdoğan, NATO’dan bağımsız bir savunma politikası izlemeye başladı ve Rusya ile yakınlaştı.

Erdoğan’ın bu tavrının da Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Zira Türkiye’nin NATO üyeliği, Türkiye’nin hem bölgesel hem de küresel düzeyde güçlü bir konumda olmasını sağlıyor. Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşması, hem Türkiye’nin hem de NATO’nun zayıflamasına yol açabilir.

Eğitim Yükü

Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin bir diğer önemli boyutu da eğitim yüküdür. Türkiye, barındırdığı milyonlarca göçmen ve sığınmacının eğitim ihtiyacını karşılamak için büyük bir çaba sarf ediyor. Türkiye, göçmen ve sığınmacı çocukların eğitime erişimini sağlamak için okullar, sınıflar, öğretmenler, ders materyalleri ve burslar gibi pek çok imkan sunuyor.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, 16 Eylül’de yaptığı açıklamada, sadece ortaöğretimde 977 bin yabancı öğrenci olduğunu ve bunun 790 bininin Suriyeli olduğunu söyledi. Selçuk, ayrıca puansız yerleştirilen yükseköğretim öğrencileri ve üniversite öğrencilerini de eklediğimizde sayının milyonun çok üstünde olduğunu belirtti.

Bu rakamlar, Türkiye’nin eğitim alanında ne kadar büyük bir yük altında olduğunu gösteriyor. Türkiye, kendi vatandaşlarının eğitim ihtiyacını karşılarken, aynı zamanda milyonlarca yabancı öğrencinin de eğitimine katkıda bulunuyor. Bu durum, hem Türkiye’nin hem de AB’nin takdir etmesi gereken bir fedakarlıktır.

Ancak Erdoğan’ın bu konuda da AB’ye karşı bir beklentisi var. Erdoğan, AB’nin Türkiye’ye eğitim alanında daha fazla destek vermesini istiyor. Erdoğan, AB’nin göçmen anlaşması kapsamında Türkiye’ye verdiği mali yardımın yetersiz olduğunu ve daha fazla kaynak aktarılması gerektiğini savunuyor.

Erdoğan’ın bu tavrının da Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Zira Türkiye’nin eğitim yükünü AB’ye bağlaması, Türkiye’nin kendi eğitim politikasının bağımsızlığına zarar verebilir. Türkiye’nin eğitim kalitesini ve standartlarını yükseltmesi, hem kendi vatandaşlarının hem de yabancı öğrencilerin faydasına olacaktır.

Sonuç

Türkiye’nin AB ile ilişkileri, son derece karmaşık ve çetrefilli bir ilişkidir. Türkiye ve AB arasında hem işbirliği hem de çatışma potansiyeli olan pek çok konu vardır. Bu konuların başında da göçmen meselesi, NATO üyeliği ve eğitim yükü gelmektedir.

Erdoğan’ın AB ile ilişkilerinde izlediği tavır, genellikle sert ve meydan okuyucu bir tavırdır. Erdoğan, AB’yi baskı altına almak ve Türkiye’nin çıkarlarını savunmak için çeşitli tehditlerde bulunuyor. Erdoğan, bu şekilde AB’den daha fazla taviz koparmayı umuyor.

Ancak Erdoğan’ın bu tavrının, Türkiye’nin çıkarlarına ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Zira Türkiye’nin AB ile ilişkilerini tamamen koparması veya zayıflatması, Türkiye’ye büyük zararlar verebilir. Türkiye’nin AB ile ilişkilerini geliştirmesi ve derinleştirmesi, hem Türkiye’nin hem de AB’nin faydasına olacaktır.

Türkiye ve AB arasında sorunlu olan konularda diyalog ve işbirliği kurulması gerekmektedir. Türkiye ve AB arasında ortak çıkarlar ve değerler bulunmaktadır. Türkiye ve AB arasında güven ve saygı esaslı bir ilişki kurulması, hem bölgesel hem de küresel düzeyde barış ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacaktır.

Başa dön tuşu