Gündem

IŞİD karşıtı protestolar ve bunların ardından yaşanan olaylar!

Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Türkiye'nin dört bir yanında gerçekleşen IŞİD karşıtı protestolar ve bunların ardından yaşanan olaylar hakkında konuştu. İşte Beştaş'ın konuşmasının detayları ve bu olayların iktidar politikalarına etkileri.

Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş, Türkiye’nin pek çok şehrinde IŞİD vahşetine karşı düzenlenen barışçıl protestolardan, bu protestolara müdahalelerin ardından yaşanan trajedilere kadar bir dizi konuda çarpıcı açıklamalarda bulundu. Beştaş’ın sözleri, iktidarın olaylara müdahalesi ve sonuçları üzerine yoğun bir tartışma başlattı.

Protestoların Barışçıl Doğası ve İktidarın Müdahalesi

6 Ekim çağrısı öncesinde İstanbul’dan İzmir’e, İzmir’den Antalya’ya, Antalya’dan Diyarbakır’a kadar Türkiye’nin dört bir yanında IŞİD vahşetine karşı protestolar düzenlendi. Beştaş, bu protestoların herhangi bir taşkınlık olmaksızın barışçıl bir şekilde gerçekleştiğini belirtti. Protestoların amacı, Kobani’ye insanî yardım koridorunun açılmasıydı. Ancak, Cumhurbaşkanı’nın “Kobani düştü düşecek” açıklamasından sonra, Varto’da yaşanan bir polis cinayeti ile birlikte olaylar kontrolden çıktı. Beştaş, paramiliter gruplar ve Hizbullahçıların sahneye çıktığını ve cinayetler işlendiğini vurguladı.

İktidarın Rolü ve Yönetimsel Sorumluluk

Beştaş, yaşanan ölümlerden tek sorumlu olarak iktidarı işaret etti. İktidarın, olayları önleme konusunda yetersiz kaldığını ve bunun sonucunda cinayetlerin engellenemediğini belirtti. Ayrıca, 29 Ekim’de başlayan ve çözüm sürecini devam ettiren peşmerge hareketleri, Dolmabahçe Mutabakatı ve ardından gelen olaylar, iktidarın süreç yönetimindeki tutarsızlıklarını gözler önüne serdi. Özellikle, 7 Haziran seçimlerine giden süreçte, iktidarın seçim kampanyalarını bu olaylar üzerinden yürüttüğüne dikkat çekti.

Siyasi Propaganda ve Yargı Süreçleri

Milletvekili Beştaş, Yasin Börü ve diğer olayların ardından başlatılan yargı süreçlerinin siyasi amaçlı olduğunu ve adaletten uzak bir şekilde ilerlediğini iddia etti. Kobani davasının politik bir araç olarak kullanıldığını ve seçim kampanyalarında iktidar tarafından defalarca gündeme getirildiğini belirtti. Bu süreçte yargı kararlarının ve davanın yönetiminde ciddi eksiklikler olduğunu, özellikle Sinan Ateş dosyası gibi örneklerle savcılık pratiğinin tartışmalı olduğunu vurguladı.

Toplumsal Etki ve Adalet Arayışı

Beştaş’ın konuşmasında vurguladığı bir diğer önemli nokta ise toplum üzerindeki etkiydi. Türkiye’de ve dünya genelinde yaşanan adaletsizliklere ve özellikle Kürtlere yönelik tutumlar karşısında iktidarın tutarsız politikalarını eleştirdi. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tutumu üzerinden, iktidarın çifte standartlarını ve etnik köken üzerinden yapılan ayrımcılığı sorguladı. Konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı;

”Diğeri de tabii ki 6 Ekimde bir çağrı var ama 6 Ekimde çağrıdan önce protestolar İstanbul’dan İzmir’e, İzmir’den Antalya’ya, Antalya’dan Diyarbakır’a her tarafta IŞİD vahşetine karşı insanlar protesto eylemlerindeydi ve bu protestolarda tek bir taşkınlık ve ölüm yaşanmadı, yaralanma yaşanmadı çünkü orada tek bir amaç vardı, o kapının açılması ve Kobani halkına yardım ulaştırılmasıydı.

“İnsani yardım koridoru” diyorduk o zaman ve bunun için eylemler vardı. Fakat birileri, Cumhurbaşkanı “Kobani düştü düşecek.” dedikten sonra ve özellikle Varto’da ilk cinayetten sonra, polisin işlediği cinayetten sonra olaylar artık önü alınamaz hâle geldi; paramiliter güçler, Hizbullahçılar, kontralar, her türlü yasa dışı oluşumlar sahneye çıktı ve bu cinayetler işlendi; buna hepimiz tanıklık ettik aslında.

Bazılarımız yakın ettik, bazılarımız uzaktan tanıklık ettik ve şunu, en son söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Dünyanın her yerinde de Türkiye’de de eğer bir ülkede ölümler engellenememişse bunun tek bir sorumlusu vardır, iktidardır, yönetenlerdir, objektif sorumluluğu vardır. Diğer sorumlu kimdir? Tabii ki tetiği çekendir, öldürendir, katledendir, ona yardım edendir. Şimdi, burada, iktidar “Ben hiçbir şey yapmadım.” diyor, halbuki önlemedi.

“Önleyemedi.” demiyorum, önlemedi. Askerleri sokağa indirdi; Diyarbakır’da, Adana’da her yerde ama o cinayetlerin işlenmesini önlemedi. Şimdi, ayrıca, 29 Ekimde peşmergeler gitti -vekilimiz söyledi- ve çözüm süreci devam etti. Başbakanla, iktidarla, partimiz arasında görüşmeler devam etti, böyle bir iddia yoktu. 28 Şubatta, olaydan 7-8 ay sonra -ekim, kasım, aralık, ocak, şubat; altı ay sonra- Dolmabahçe Mutabakatı imzalandı ya.

İki taraf arasında -Davutoğlu’ydu o zaman, Gelecek Partisinden de burada milletvekilleri var- Dolmabahçe Mutabakatı imzalandı. Bir yıla kadar Kobani protestoları tartışılmadı. Bir yıl içinde savcı usulen bir soruşturma başlattı, sekiz ay sonra düğmeye basıldı ve Cumhurbaşkanı başta olmak üzere… Çünkü seçime gidiliyordu -7 Haziran seçimlerine- bunun üzerinden propaganda çalışmaları başladı ve maalesef tek isim üzerinden propaganda yapıldı, Yasin Börü’nün cinayeti üzerinden bir propaganda yapıldı ve partimiz ötekileştirildi.

Bir kere o olaylarda yaşanan bütün ölümlerden çok büyük acı duyuyoruz, hepsine defalarca başsağlığı diledik ama birileri sadece bir kişiye başsağlığı diliyor, böyle bir dünya var mı ya? Ölenlerin çoğu bizim partilimiz, arkadaşımız, eşimiz, dostumuz, üyemiz, yöneticimiz; bunların katilleri araştırılmadı ve çok söyledim, bir daha söyleyeyim: Yasin Börü dosyası ile Demirtaş dosyasının, Kobani dosyasının birleştirilmesi talebi defalarca mahkeme ve Yargıtay tarafından reddedildi, “İlliyet bağı yok.” denildi. Bir kere yargı kararı var fakat buna rağmen siyasi propaganda son bulmadı çünkü buna ihtiyaçları vardı, iktidarın buna ihtiyacı vardı, Kobani davası üzerinden defalarca seçim kampanyası yapacaktı.

2015, 2016, 2018, 2019, 2023 ve 2024 yıllarında seçim kampanyasının temel mottosu, bazı arkadaşlarımızın, eş başkanlarımızın ismi etrafında bir suçlamaya, bir kampanyaya, bir kutuplaştırmaya dönüşüyor. Peki, burada bu davanın gerçekten hukukla ilgisi var mı; bir gün onu da tekrar anlatacağım. Hukukun “h”si yok; bu, baştan sona organize edilmiş organize bir pratik olarak önümüzde duruyor. Ne yargılayanlar mahkeme gibi yargılıyor ne deliller o şekilde toplanıyor ne de ortada bir dava var. “Nereden çıkardınız?” diyeceksiniz.

Diyanet İşleri Başkanlığı IŞİD’in kaçırdığı kız çocukları için davalara müdahil olmuyor da Kobani davasında mahkeme heyeti davet ediyor ya, “Gelin, davaya müdahil olun.” diyor. Ey Diyanet İşleri Başkanlığı, yarın değil öbür gün IŞİD’in kaçırdığı kız çocuğunun davası var, neden sahip çıkmıyorsun ona? Geliyorsun, Kürtler söz konusu olunca hemen müdahil oluyorsun. 

Bu dava Kürtlere karşı ve dostlarına karşı açılmış bir davadır. Şu anda tutuklu 17 arkadaşımızdan Kürtler var, Türk arkadaşlarımız da var -HDP’lilerdir hepsi- onlar da Kürtlere dost olduğu için, partimizde olduğu için yargılanıyorlar çünkü Kobani davasıyla siyaset tasfiye edilmek istendi. Anlatacağım çok şey var, Ayhan Bora Kaplan’ı bilirsiniz, bu davanın savcısı var, bu ara çok önemli bir konu var, tekrar tartışılıyor, Sinan Ateş dosyası. Diyeceksiniz ki “Ne alakası var?” Çok alakası var. Şöyle ki:

Öyle bir savcı var ki, o kadar güzel işler çıkarıyor ki ne diyeceksiniz -tırnak içinde tabii ki- Kobani davasında, 2018 yılında geldi, 2’nci davayı açtı, gizlilik kararı koydu, uzaya kadar tanık arayışına girdi, 2’nci tutuklama kararını verdirdi. Aynı savcı buranın Emniyet müdürüyle yakın ilişki içinde, görevden alındı, Ankara Emniyetinde 10 emniyet amiri görevden alındı ve bu savcı şu anda Sinan Ateş dosyasının koordinatör savcısı çünkü her istenileni amaca uygun bir şekilde…”

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu