google-site-verification=A87PosubcSTDO2a9r_X0e-JxuYINZDky1x0_DXmsMCc Özgür Özel, ikinci bir Meral Akşener, ikinci bir Metin Feyzioğlu olmaya adaydır! - haberbil.net
Bilal Demir

Özgür Özel, ikinci bir Meral Akşener, ikinci bir Metin Feyzioğlu olmaya adaydır!

Bizi takip edenler biliyor, ateist ya da deist değil, Müslümanım. Bunu neden hatırlattım derseniz, soracağım şu soru için. Geldiğimiz noktada enflasyon, Haşa, Allah’ı mı yendi? Değilse cevap arıyorum. Nas’dan vazgeçip tam tersini yapmak neden? Tayyip Erdoğan değil miydi kısa süre önce faiz için “Nas var Nas, size bize ne oluyor” deyip faiz oranını %8.5’a kadar indiren?

Peki, zorla ve inatla faizi indirdi de ne oldu? Türkiye enflasyonda dünya şampiyonu olmadı mı? Nas denilen şey biliyorsunuz ilahi emir, yani Allah’ın buyruğu. Bu durumda cevap arıyorum: enflasyonu yaratan -haşa- Allah mı? Yani onun buyruğu mu? Öyle ya, Türkiye’de faiz güya ilahi emir diye indirildi, indirilince de enflasyon patladı, enflasyon yükseldi. Tayyip Erdoğan cevap vermeli: nedir bunun açıklaması?

İlaveten, madem faiz arttırmayı Allah yasakladı, yüzde 8,5’den %50’ye çıkarmak Yaradana isyan etmek değil mi? Yüksek faiz ‘’Nas var Nas’’ denilirken haram da şimdi mi helal oluyor? Nas kavramını siyasete sokan Tayyip Erdoğan, bu büyük çelişkiyi izah etmek zorunda.

Evet, enflasyonun sorumlusu Allah mı yoksa onu siyasi amaçları için kullananlar mı ortaya serilmeli, ortaya çıkmalı? Hadise önemli. Zira Türkiye bu bakış sebebiyle yere serildi. İzlenen yanlış faiz politikasıyla %17 olan enflasyon kısa süre içinde %100’ün çok üstüne çıktı ve hala aynı seyirde. Bu sebeple de onlarca milyon insan açlık sınırı altında yaşıyor.

Muhalefet, hatta bütün ülke bu rezaleti konuşacağına hala cambaza bakmakla meşgul. Ekonomik yıkımın sorumlusu elbette yüce yaradan değil, Türkiye’yi yönetemeyen ya da yanlış yönetenlerdir. Tıpkı yanlış politika sebebiyle Suriye çölüne gömüldüğümüz gibi. Yine yanlış ekonomi siyasetiyle olmayan enflasyonu üç haneli oranlara taşındı. Söyledik bunu üstelik Allah’ı alet ederek yaptılar. Böyle bir durumda yapılması gereken, bu faciayı milletin kafasına çakmak değil midir? Soluklanmadan il il, ilçe ilçe, sokak sokak, köy köy gezip topluma anlatmak değil midir?

Öyledir. Lakin Özgür Özel tam tersini yapıp adeta bu faciayı gizliyor, üstünü örtüyor. Öyle olmazsa Tayyip Erdoğan’la Devlet Bahçeli ile buluşup hala içeriği belli olmayan sır konuşmalar, sır görüşmeler yapmazdı. 31 Mart’ta sıfır muhalefete rağmen halk Tayyip Erdoğan’ı yere sermişken, Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı hala halkın oyuna sahiplenmiyor. Tam tersine aldığı desteği Tayyip Erdoğan’a peşkeş çekiyor.

Yapılması gereken, yara alan rakibi dinlendirmek, tedavi etmek değil, yere sermek, yenmektir. Özgür Özel hiç mi boks gibi spor müsabakalarını izlemedi, izlemiyor? Rakip fazla hırpalandı deyip geri çekilen biri galip gelebilir mi? Yapılması gereken tam tersine, rakibin kaşı açıldıysa açılan kaşından vuracaksın. Çünkü kazanmanın yegane yolu bu. Bunun için de 31 Mart sonrası ilk andan itibaren derhal erken seçim denilmeliydi. Devlet yönetimi ve siyasette ‘’zor’’ oyunu bozar. Özgür Özel bunu bile bilmiyor.

Yakın tarihe baksın, 1989’da iktidar partisi Anavatan belediye seçimlerini kaybetti, ardından erken seçim oldu. Yine, 1994’te iktidar partisi DYP mahalli seçimi kaybetti, aynı şekilde erken seçim oldu. Bu örnekler ortadayken, Özgür Özel erken seçimi dillendirmiyor. Tayyip Erdoğan’a normalleşme ambalajıyla toparlanma şansı veriyor. Bakın bugünden ilan ediyorum: Bu Özgür Özel, ikinci bir Meral Akşener, ikinci bir Metin Feyzioğlu olmaya adaydır. Hayır, öyle değilse neden Tayyip Erdoğan’a hizmet ediyor? Anlamak mümkün değil. Bu durumu sürekli olarak gündemde tutmalıyız. Zira “aman muhalefete muhalefet etmeyelim” diye diye geldiğimiz yer burasıdır. Muhalefet yapmanın amentüsü Tayyip Erdoğan’a karşı çıkmaktır. Özgür Özel’in önceliği ise kişisel hesaplar olduğu ortada. Öyle olmazsa Özgür Bey, siyasi liderler görüşmeli diye bir ifade kullanmazdı. Hiç kimse görüşülmesinin bir amaca matuf olması normalleşme diyerek zırvalarsanız bunun adı AKP’ye hizmet olur. Nitekim öyle yapıldığı için 31 Mart’ta seçmenden tokat yiyen Tayyip Erdoğan tekrar gündem belirliyor. Öyle yapıldığı için AK Parti’nin toparlanması süreci start almış durumda. Öyle yapıldığı için Erdoğan yeni siyasi mühendislikler içinde.

Özgür Özel Tayyip Erdoğan’a yanına tıpış tıpış gitmese, Meral Akşener de bugün saraya zor giderdi. Özetle, bu yapılanla siyasette inisiyatif tekrar Erdoğan’a geçti ve buna sebep olan Özgür Özel. Tayyip Erdoğan, sicili ve serisi de ortada. Algıya dayalı siyaset yaptığı gibi kendine zarar verebilecek alternatif isimleri bir bir yok ediyor.

İşte Profesör Nevzat Yalçıntaş’ın oğlu Murat Yalçıntaş, Merkez sahada bir parti kurmak üzereyken İstanbul Ticaret Odası adına rüşvet verdi denilerek hapse atıldı.

İşte Cem Uzan, oyu %30’lara yaklaşınca şirketlerine el konuldu.

İşte Rıfat Hisarcıklıoğlu, oğlu yeni bir parti kurmasın diye önü kesildi.

İşte Mehmet Ağar’la Erkan Mumcu, hapis tehditleri ve türlü vaatlerle birliktelikleri önlendi.

İşte Süleyman Soylu ve Numan Kurtulmuş keza. İşte Devlet Bahçeli’nin teslim alınması ve son olarak Meral Akşener olayı.

Tayyip Erdoğan’ın kurduğu son oyun planı da şöyle: İyi Parti, Deva, Saadet ve Gelecek Partili milletvekillerine markaj uygulayıp yeni anayasa projesine dahil etmek istiyor.

Musavvat Dervişoğlu etki altına alamayacağını gördüğü için İyi Parti’ye Meral Akşener üzerinden operasyon çekiyor. Bundan ötürü dün Musavvat Bey’e bu Akşener’i hemen ihraç et ve Tayyip Erdoğan’la başa baş bırak dedim. Bunu yapmazsa kafalar karışacaktır. İlave olarak Meral Hanım’ın bundan sonra İyi Parti üyesi olması da partiye eksi yazar. İhraçla beraber Akşener’in köpeği olan bir iki isim istifa etse bile İyi Parti’ye oy kaybettirmez. Baksanıza bu Meral, dün dolaylı olarak mesaj bile verdi. Dedi ki, devlet görevi bekliyorum. Dedi ki, cumhurbaşkanı yardımcılığı teklif edilirse hemen kabul edeceğim. Evet, her şey bu kadar net, bu kadar aşikâr iken Musavvat Dervişoğlu işi uzatmamalı, Akşener’i kapıya koymalı.

Tayyip Erdoğan’ın hedefi, AKP’den oy alabilecek merkez sağ kulvarda bir partinin olmamasıdır. Meral Akşener demişken, dün ilginç bir telefon aldım. Arayan iş dünyasından yakın tanıdığım bir ismin eşiyle bana şunları söyledi: Meral Hanım, son 3 yıldır gün aşırı benim de gittiğim güzellik salonuna geliyor. Aylık güzelleşme masrafı yüz binlerce lira. Akşener’in kıyafet, gözlük, cilt ve saç tercihleri için özel bir ekip çalışıyor ve sadece onların aylık masrafı 200 bin liranın üstünde. Bu ifadeler yalanlanırsa, güzellik merkezinin adını da iddia sahibinin ismini de açıklayacağım.

Kimsenin özel yaşamı elbette beni ilgilendirmez ancak Meral Hanım’ın emekli maaşından başka bir geliri yok. Eşi Tuncer Bey, mahalle arasında bir ortakla klima satıyor ve oradaki kazancıyla sadece dükkanı kirasını ödüyor ki bu durum ödediği komik vergi ile kanıtlıdır. Durum böyleyse Meral Akşener açıklamalı, nereden geliyor değirmenin suyu? Söylenen Meral Hanım’ın gardırobu ve gözlük koleksiyonunun bile birkaç milyon lira edeceği.

Bir başka boyut, yaşı 70’e merdiven dayayan Akşener’in nedir bu güzelleşme merakı? Nedir açıklaması? Perde arkası öyle ya, Meral Hanım kendi ifadesiyle hacıdır ve aşı olan kolunu bile bu sebeple göstermekten imtina etmişti. İşte böyle birinin yaşlılığında güzelleşmeye ve makyaja bu kadar büyük paralar savurması, harcaması İslam akaidi ile çatışmak değil mi? Ha ben hiç şaşırmadım. Zira dün de söyledim, bu Meral Tansu Çillerin taşralısı, yani gerçekte herhangi bir değeri, herhangi bir ölçüsü olan biri değil.

Şu hususu da atlamayın: Tayyip Erdoğan, merkez sağ kulvarı boş tutma adına 22 yıldır her şeyi yaparken, epeydir bir şeye uğraşmasına rağmen engel olamıyor. O ne derseniz, Ekrem İmamoğlu’nun yükselmesi.

Malum, Belediyeler Birliği seçimi vardı ve İmamoğlu AKP’li adayla yarıştı. Sonuç ortada: Ekrem Bey büyük bir farkla ipi göğüsledi. AKP adayı 200 küsür oy alırken, İmamoğlu 515 oy aldı. Altını çiziyorum: Bu oyların içinde AKP’liler var çünkü Cumhuriyet Halk Partililerin toplam oyu 448’di. Bu durumda 67 AKP’li Ekrem İmamoğlu’na oy verdi. Tayyip Erdoğan’ı çılgına çeviren bu gelişme de gösteriyor ki Meral Akşener ve Özgür Özel gibiler Tayyip Erdoğan’a truva atı olsalar bile İmamoğlu koşar adım geliyor. Kuşkusuz Erdoğan, İmamoğlu’nu engellemek için 31 Mart seçimleri sürecinde İyi Parti ve DEM Partiyi ondan koparması misali yeni yeni hamleler yapacaktır. Mesela yargı kararıyla siyaset yapmasına engel olmaya çalışabilir. Ancak bu şekilde sonuç alamayacağını kendi siyasi serüveni ile de biliyor. Böyle bir şey yaparsa tam tersine kendi gidişini, İmamoğlu’nun gelişini hızlandırır.

Ankara’daki fısıltıların bir diğeri, Tayyip Erdoğan’ın sandıktan umudunu kestiği an PKK ve bölünme diyerek kendi kontrolünde olan 12 Mart modeli bir ara rejimin önünü açabileceği. Hayır, bu iddia fantezi filan değil, zemini var ve ihtimallerden biri. Ondan dolayı Eczacı Özgür ile Laz müteahit Ekrem’e “PKK ile bir görünmeyin, onunla ortak iktidar projesi yapmayın” diyorum ısrarla.

Son bir şey: Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın türbanlı Afyon Valisi tarafından hedef alınması, soruşturmaya muhatap edilmesi. Gerekçe, bir sığınmacıya dükkan ruhsatı verilmemesi. Allah aşkına, o vali aynı şey bir Türk vatandaşının başına gelse soruşturma açar mıydı? Bugüne kadar böyle tek bir örnek yoktur. Ayrıca Başkan Burcu Köksal’a göre, sığınmacının talebi noktasında da kurallara uygunluk yok. Yani ruhsat müracaatı bile yok. Vali Hanım, iktidara şirin görünmek yerine kanunlara, kurallara riayet etse daha iyi olmaz mı? Hatırlayın, Tayyip Erdoğan sık sık ne diyordu: ‘’Tek parti döneminde bütün valiler Cumhuriyet Halk Partisi il başkanı gibi çalıştılar.’’ Bakın, adı üstünde tek parti döneminde ve 80 sene öncesinde bunun bir izahı olabilir. İzahı var da, bugünkü sistemde Afyon ve benzeri yerlerdeki valilerin tavırlarının izahı yoktur, olamaz.

Başa dön tuşu