Gündem

Türkiye’nin Tarım ve Çevre Krizi: Nejla Demir’den Çarpıcı İddialar ve Çözüm Önerileri

Ağrı Milletvekili Nejla Demir, Türkiye'de tarım politikaları ve çevresel tahribatlar konusunda dikkat çekici açıklamalarda bulundu. İhraç edilen ancak iç pazarda tüketilen pestisitli ürünler, kontrolsüz madencilik faaliyetleri ve tarımsal tekelcilik gibi konuları ele alan bu makale, Demir'in önerileriyle çözüm yollarını da sunuyor.

Türkiye’nin tarım sektörü, son yıllarda pek çok sorunla karşı karşıya kaldı. Ağrı Milletvekili Nejla Demir, göç kaynaklı nüfus artışının yanı sıra, yanlış kentleşme ve konut politikalarının tarım alanlarını azalttığını ve çiftçilerin yoksullaşmasına neden olduğunu vurguladı. Özellikle endüstriyel tarım uygulamaları ve zararlı enerji politikalarıyla doğal kaynakların talan edilmesi, tarım arazilerini giderek daha fazla tehdit ediyor.

İç Pazarda Tehlike Çanları

Demir, Türkiye’den ihraç edilen fakat pestisit tespiti sebebiyle geri çevrilen yaş ve kuru meyvelerin iç piyasada tüketilmesiyle ilgili ciddi iddialarda bulundu. Resmi makamların bu konuda şeffaflık sağlamaması, halk sağlığı için büyük bir risk teşkil ediyor. Pestisitlerin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri ise giderek artan bir endişe kaynağı haline geldi.

Ekolojik Tahribat ve Gıda Güvenliği

Enerji sektörünün, özellikle maden işletmeciliği alanında yaşanan ekolojik tahribatlar, Demir’in dikkat çektiği bir diğer önemli konu. İliç felaketine işaret eden Demir, siyanürle yapılan altın işleme süreçlerinin doğaya verdiği zararların uzun vadede ciddi sonuçlar doğuracağını belirtti. Bu durum, sadece çevresel bir kriz değil, aynı zamanda ulusal bir güvenlik sorunu olarak değerlendirilmeli.

İthalata Bağımlı Bir Tarım Ülkesi

Türkiye’nin tarım politikaları konusunda da ciddi sorunlar bulunmakta. Bir zamanlar tarım ürünleri ihraç eden bir ülke iken, şimdi temel tarım ürünlerini bile ithal eder hale gelmesi, politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini gösteriyor. Tarım Bakanlığı’nın optimistik açıklamaları gerçek durumu yansıtmaktan uzak.

Gerçek Çözümler ve Politika Önerileri

Demir, gerçek ve uygulanabilir çözümlerin hayata geçirilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Ziraat mühendislerinin sahada aktif olarak çalıştırılması, toprak analizlerinin desteklenmesi, çiftçilere mazot, gübre ve diğer desteklerin artırılarak verilmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca, her ilin tarım politikalarının iklim ve coğrafi şartlara göre özelleştirilmesi, tarım sigortalarının genişletilmesi ve Tarım Komisyonu’nun bu konuları ele alması şart.

Bir Çağrı: Ekolojik ve Demokratik Bir Yaklaşım

Son olarak, Demir, ekosistemin özel mülkiyet altına alınmasına ve tarım alanlarının şirketlere peşkeş çekilmesine karşı çıkıyor. Demokratik, ekolojik ve toplum yararına olan tarımsal üretim metodlarını benimsemenin zamanının geldiğini vurguluyor. Ayrıca, bu sürecin kadınların da aktif olarak katılımıyla desteklenmesi gerektiğine işaret ediyor.

Konuya ilişkin yapılan açıklamalarda şu ifadelere yer verildi;

Göçle gelen nüfus baskısı, iktidarın yanlış kentleşme ve konut politikaları tarım alanlarını yok ederken çiftçileri de yoksullaştırıyor. Başta endüstriyel tarım politikaları olmak üzere doğayı talan eden enerji politikaları tarım alanını her geçen gün daha fazla tehdit ediyor. Bugün, tarım alanı endüstriyel ilaç, gübre ve sulama tehdidi altındadır. Türkiye’de tarım alanında yapılan kontrolsüz faaliyetler insanı, toprağı, havayı ve suyu çoktan zehirlemeye ve yapısını bozmaya başladı bile. Bu bağlamda, “gıda güvenliği” deyince tabii, zihinlerde çok şey canlanıyor ancak ben özellikle önemli olan bir tanesinden bahsetmek istiyorum.

Türkiye’den ihraç edilen ve pestisit tespit edildiği için gümrüklerden geri çevrilen yaş ve kuru meyvelerin iç piyasada tüketildiğine ilişkin vahim iddialar var, bu iddiaların Bakanlık tarafından hâlâ aydınlatılmadığının da altını çizmek isterim. Pestisite yoğun maruz kalan insanlarda kalp, akciğer ve böbrek yetmezliğinin yaşandığı ifade edilirken, Türkiye’de son on yılda kontrolsüz pestisit kullanımının yaklaşık yüzde 40 oranında artış göstermesi halkın sağlığının nasıl hiçe sayıldığını yeterince gözler önüne seriyor.

Gıda güvenliğini ortadan kaldıran bir diğer etken de tek düşüncesi yüksek kâr olan yandaş sermaye gruplarının tekeline giren enerji sektörünün neden olduğu ekolojik tahribatlardır. Sadece maden sektörü üzerinden bir örnek verecek olursak yakın zamanda yaşanan İliç felaketine bakmamız bile yeterli olacaktır. Siyanürle altın ayrıştırma işlemi sırasında doğaya bırakılan kimyasallarla karışık bulamaçlardan kaynaklı geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacağını ilerleyen zamanlarda ne yazık ki daha net bir şekilde hep birlikte göreceğiz.

Türkiye Samanı Bile İthal Eder Duruma Geldi

Bir başka konu, tarım ülkesi olan bir ülke nasıl oldu da ihracatta ilk sıralarda yer alırken her şeyi, samanı bile ithal eder duruma geldi, doğrusu merak ediyoruz. Bütçe görüşmeleri sırasında Tarım Bakanının tarım konusunda çizmiş olduğu tozpembe tablonun mevcut duruma baktığımızda aslında gerçeklerden ne kadar çok uzakta olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz. Şöyle ki: Ülkenin tarım politikaları yamalarla toparlanacak hâli çoktan geçti, artık Samimi bir şekilde çiftçinin, üreticinin kalkınmasını sağlayacak, halkın da cebine, dolayısıyla sofrasına yansıyacak politikalar üretmek zorundadır. Bu kapsamda, tarım ülkesi olan Türkiye sahada çalışmak üzere yeteri kadar ziraat mühendisi istihdam etmelidir.

Toprak sağlığı için sadece kâğıt üzerinde işlemlerle değil, gerçekten, gerçek bir şekilde toprak analizleri desteklenmeli ve yaptırılmalıdır. Çiftçiye verilen mazot, gübre ve ürün desteği enflasyon baz alınarak özellikle genç çiftçileri tarımda uğraşmaya teşvik edecek düzeyde verilmelidir. Her ilin ürün deseni, iklim şartları, zarar ve zararlı şekilleri ayrı ele alınarak tarım sigortası yaptırılmalı ve bu desteklenmelidir.

Tarım Komisyonu da bu konuları daha detaylı değerlendirmek için bir an önce toplanmalıdır çünkü burada tek tek anlatmaya süremiz yetmiyor maalesef. Sonuç olarak, bizler ekosistemin özel mülkiyet kapsamına alınmasını, yaşam alanlarının kapatılarak tarım alanlarının şirketlere peşkeş çekilmesini, canlı cansız her varlığın metaya dönüştürülmesini asla kabul etmiyoruz. Bu felaketlere neden olanları ısrar ettikleri rant ve talan politikalarından vazgeçerek ekolojik, demokratik, doğaya ve topluma zarar vermeyen, emekçinin haklarını koruyan tarımsal üretime davet ediyoruz.

Tarım alanı tekelciliğe kapatılarak küçük üreticiler desteklenmelidir. Bu kapsamda, toplum için erişilebilir gıda güvenliğini sağlamak ve açlık sorununu gidermek bu Meclisin en temel sorumluluklarından biridir. Son bir şeyi daha söylemek istiyorum. İklim, gıda ve daha birçok toplumsal krizin bu denli ağırlaştığı bir atmosferde demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigma tüm dünya insanlarına bir armağandır diyorum ve teşekkür ediyorum.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu